9 Mayıs 2011 Pazartesi

elif şafak - araf şarkıları

elif şafak'ın araf isimli romanında başkişilerden ömer'in dinlediğini saptayabildiğimiz şarkıların listesini yapmaya karar verdim. hatırlayanlar çıkacaktır, ömer bu şarkıları biraz da zaman kavramının yerini almaları için dinliyordu. ne de olsa onu gail'le evlenmeye iten şey gail'in ona zaman kavramını biraz da olsa unutturup onu çocukluktaki hoş ve boş bir anıya kilitlemesi değil miydi?

buyrun liste:

nick cave ... as i sat sadly by her side
steppenwolf ... born to be wild
roger mcguinn ... it's all right ma
stone roses ... made of stone
barry adamson ... save me from my hand
pixies ... where s my mind
david bowie ... i'm afraid of americans
patti smith ... paths that cross
leftfield ... open up
cypress hill ... hits from the bong
barry adamson ... the vibes ain't nothin' but the vibes
system of a down ... chop suey
alabama 3 ... mansion of the gods
queensryche ... suite sister mary
lagwagon ... coffee and cigarettes
lou reed ... stupid man
sugarcult ... stuck in america
something corporate ... i kissed a drunk girl
david bowie ... i'm deranged
anita lane ... sex o'clock - like caesar needs a brutus
banco de gaia ... how much reality can you take
cypress hill ... i want to get high
patti smith ... citizenship
massive attack ... better things
nico ... these days
primal scream ... out of the void
skunk anansie ... it takes blood and guts to be this cool but i'm still just a cliché
primal scream ... don't fight it feel it
the ramones ... somebody put something in my drink
the smiths ... what difference does it make
portishead ... only you
sex pistols ... something else
manic streer preachers ... suicide is painless
chumbawamba ... amnesia
elvis costello ... home is anywhere you hang your head
don allison ... you can be replaced
dead kennedys ... bleed for me
good riddance ... overcoming learned behavior
pj harvey & thom yorke ... this mess we are in
iggy pop and stooges ... gimme danger

21 Kasım 2010 Pazar

İdris Şah demiş ki:
İnsanın işi öğrenmektir. Deve insandan güçlüdür; fil daha büyük, aslan daha yiğit. İnsanın işi ise öğrenmektir bu âlemde.

18 Kasım 2009 Çarşamba

Bir internet alışverişi öyküsü/ Bir kargo muhattabının deneyimleri

Bu yazıya konu olan olay 2009 Kasım'ında tarafımca yaşanmıştır.

Hikaye kendime bir bileklik almak istememle başladı. Malumunuz, ikinci el satış siteleri bu konuda bizim gibi üşengeçleri kendine çekiyor. gittigidiyor.com'dan bir bileklik beğendim ve teklif verdim. Teklif verme, kazanma, kargolanma süreci normal şekilde seyretti, olması gerektiği gibi sorunsuzdular.

Kargoyu alma aşamasında ise anlam veremediğim birşey oldu, ürün Aras Kargo'ya verilmişti, elimizde takip numarası vardı. 10 Kasım'da kargoya verilen ürün 11 Kasım'da Ankara'ya ulaşmış, ancak ne hikmetse Ankara Çukurambar şubesinden Lefkoşe şubesine yönlendirilmişti. Beklemeyle geçen 12 ve 13 Kasım'ın ardından 14 Kasım'da internet takip linkine baktığımda büyük şaşkınlık yaşadım. Yurtta kaldığım için de bir karışıklık mı oldu acaba diye düşündüm, neyse efendim danışmaya falan da sorup
gelmediğinden emin olunca şubeyi aradım. Şubede çıkan hanım tarafından önce bilinçsiz/bilgisiz bir müşteri muamelesi gördüm. Sonra ODTÜ adresini vermemden midir, konuşmamın düzgünlüğünden midir, konunun ciddiyetinden midir bilinmez, ciddiye
alınmaya başladım. Yalnız önce kargonun çıkış şubesi olan Karamürsel şubesi ile benim iletişime geçmem istendi. Buna sert çıkınca kendilerinin konuyu halledip en geç 3 gün içerisinde kargoyu tekrar Çukurambar Şubesi'ne getireceklerini söylediler.
Müşteri tespiti: Yani tamam ben iletişime geçeyim o şubeyle desem hiç uğraşmadan baştan savmış olacaklardı.

Şubeyle konuşmamı bitirdikten sonra gittigidiyor.com'a girip bir canlı destek hattı aradım. O anda koskoca sitede bir 7/24 canlı destek hattı olmadığını fark ettim. Ben de destek hattına e-posta atmaya karar verdim. E-postamı kısa zamanda yanıtlarlarsa bana bu da yeterdi. Çünkü otomatik onay süresi dolmak üzereydi, eğer onay verlmezse ürün kendiliğinden onaylanmış olacaktı. Derdimi anlatan e-postayı uygun başlık altında site destek hattına gönderdim, mesajın bir benzerini de satıcıya
göndermeyi ihmal etmedim.

1 saat sonra satıcıdan bana bir mesaj geldi. Satıcıya mesajım ulaşmıştı ve satıcı bu durumu çözmek için araştırma yapmıştı. Satıcının öğrendiğine göre Aras Karamürsel şubesinde etiketleme anında bir karışıklık olmuş, bana gönderilecek pakete Lefkoşe etiketi basılmıştı. Paket buna rağmen Ankara aracına konulmuş, şubeye gelmiş ancak şubeden çıkmadan Lefkoşe'ye yönlendirilmişti.

Lefkoşe'ye giden kargo hala benim adımaydı, yani alıcı bendim ama adres farklıydı. İşin kilit noktası da buradaydı. Kargo bir güvenlikçiye(!) teslim edilmiş, alıcıyı bulma işi güvenlikçiye havale edilmişti. Güvenlikçi ve kargoyu benim yerime alan kişiler de ya kör, ya da duyarsız olmalı ki alıcı adının farklı olmasını hiç önemsememiş, durumu Aras Kargo yetkililerine bildirmemişlerdi.

Çukurambar Şubesi'ndeki yetkililer yasal olarak paketi geri alma haklarının olduğunu, beklersem paketin elbet geri alınacağını söylüyorlardı (Önceden en geç salı elimizde olur denmişken şimdi süre nedense perşembeye çıkmıştı, perşembenin de gerçekçi bir gün olmadığı aşikardı). Bense bir bileklik işinin bu kadar uzamasından rahatsızdım.

Neyse ki satıcı Aras Çukurambar şubesi kadar ütopik değildi. Durumun çözülmeyecek kadar karmaşık olduğunu, pazartesi günü yeni bir kargo göndereceğini, bu kargoyu en kısa zamanda alacağımı belirtti. Bekleme süremi göz önünde bulundurduğumda, önümdeki en makul seçenek satıcının yeni kargosunu beklemek görünüyordu.

Çukurambar şubesindeki yetkililere durumu bildirdim. Lefkoşe şubesindeki taleplerini iptal etmelerini (o talebi de e-posta yoluyla yaptıklarını öğrendiğimde kararımın ne kadar yerinde olduğunu anladım), konuyu satıcı ile aramda hallettiğimi, satıcının yeni bir ürün göndereceğini söyledim. Yeni ürün geldiğinde beni aramalarını söylemeyi de ihmal etmedim. Karşımdaki bayan "ararız efendim tabii ki ararız" dedi ve kapattı.

Bu arada bu olaylardan az sonra gittigidiyor.com'un bana cevabı ulaşmıştı. Bilgim ve onayım dışında satıcıya para transferinin yapılmayacağını, ürün bana ulaştığı anda onayı verebileceğimi söylüyorlardı. Bu beni iyice rahatlattı. Çünkü olması gerektiği gibi eğer sorun çözülemezse mağdur konumunda olacak kişi ben değil, satıcı olacaktı.

17 Kasım günü yeni gönderilen ürün yurduma gelmişti. Tabii ki ararız denmesine rağmen telefonumu kimse aramamıştı. Ama bu sefer işi sağlama almak istediklerinden olacak, odama kadar çıkmışlar, beni bulamamışlar ve kargoyu arkadaşıma vermişlerdi. Tabii kargo alıcı ödemeli olduğundan arkadaşım kargonun parasını ödemişti. Akşam odaya geldiğimde kargonun gelmiş olduğunu gördüm, hemen alışverişe onayı verdim ve bu macerayı burada noktaladım.

SONUÇ:
Bu alışveriş deneyimimde 3 taraf ile muhattap oldum. Bunlardan gittigidiyor.com çok hızlı bir şekilde problemi çözerek benim mağdur olma şansımı sıfıra indirdi. Satıcı ise anlayışlı ve soğukkanlı yaklaşımıyla bana yeni bir ürün göndererek üzerine düşeni yaptı. Ancak Aras Kargo yetkilileri hakkında görüşüm çok olumlu olmadı. Yazımı okuyanların da benimle aynı kanıyı paylaşacaklarını düşünüyorum. Kargoculuk sisteminin bir açığı olarak gördüğüm gelen kargoyu güvenlikçi yada danışmaya bırakma gibi olaylar bana göre kargo şirketinin kargonun iletileceği kişiyle önceden iletişime geçip bir tarih ayarlaması sonucu sıfıra indirilebilir. Aras Kargo'nun bu çerçevede benden aldığı not çok yüksek değil.

19 Ekim 2009 Pazartesi

Puslu Kıtalar Atlası

Rendekâr doğru mu söylüyor? Düşünüyorum, öyleyse varım. Oldukça makûl. Fakat bundan tam tersi bir sonuç, var olmadığım, bir düş olduğum sonucu da çıkar: Düşünen bir adamı düşünüyorum. Düşündüğümü bildiğim için, ben varım. Düşündüğünü bildiğim için, düşlediğim bu adamın da varolduğunu biliyorum. Böylece o da benim kadar gerçek oluyor. Bundan sonrası çok daha hüzünlü bir sonuca varıyor. Düşündüğünü düşündüğüm bu adamın beni düşlediğini düşlüyorum. Öyleyse gerçek olan biri beni düşlüyor. O gerçek, ben ise bir düş oluyorum.

İşte yeniçeriler kapıyı zorlarken Uzun İhsan Efendi'nin kafasından tam da bunlar geçiyordu. Onun için artık zaman ve mekanın önemi kalmamıştı, çünkü boşluktan nasıl bir dünya oluşturabileceğini biliyordu.

Düşünme ve düşler üzerine bir yolculuk, puslu diyarlara bir gezi, masalsı anlatımla gelen bir dalmışlık, Puslu Kıtalar Atlası'nda okuyucuyu bekliyor.

İhsan Oktay Anar'ın bu kitabını okumanızı şiddetle öneriyorum. Hatta bununla yetinmeyiniz, yazarın diğer kitaplarını da okuyunuz. Okudukça yazacak, yazdıkça okuyacağım. Çünkü "Dünya bir düştür. Evet, dünya... Ah! Evet, dünya bir masaldır."

13 Ekim 2009 Salı

Oğuz Bey

Dost Kitabevi'nde dolaşırken gözüm ilişti bu kitaba. Fiyatı yalnızca 5 TL idi, alayım bari dedim. Çok akıcı olmamasına rağmen 3 günde bitirdim.

Kitap yaşamdan sıkılmış, insanlardan bunalmış, aydın tipli birisi olan Oğuz Bey'in yeni bir soluk bulmak için köye kaçışını, ancak toplumdaki çöküntünün köyde de kendisini bırakmayıp köylülerin çıkarları yüzünden yaptığı oyunları anlatıyor.
Satır arasında mesajlar vermekten kaçınmayan yazar, kişisel kanaatime göre kendi dünya görüşünü kitapta bir nebze yansıtıyor. Bunu öykünün ana kişisi aracılığıyla yapıyor.

Eğer boş vaktiniz varsa, bir şekilde geçirsem diyorsanız okuyunuz. Aksi takdirde çok ısrarla önerebileceğim bir kitap değil Oğuz Bey. En çok sevdiğim ise kitaptaki karakterlerin lakaplarıydı: Keleden, Küflü, İpsiz, Düzenbaz...

20 Nisan 2009 Pazartesi

Beyaz Zambaklar Ülkesinde (Grigory Petrov)

Kitap fi tarihinde bataklıklar ülkesi olan Finlandiya'nın kalkınmasını ve Fin halkının modernleşmesini anlatıyor. Arka kapakta 1960 darbesini yapan askeri kurmayların başucu kitabı diye reklam yapıyordu. İlgimi çekti. Adını unuttuğum Finlandıyalı bir halk önderinin kiliselerde, okullarda, toplantılarda yaptığı konuşmaları içeriyor. Günümüz konseptine pek uyan bir kitap değil. Daha çok 1800'lerden 1900'lere geçiş ve o evrede kalkınma konseptine oturtulabilir. Yine de idare eder bir kitap.

20 Mart 2009 Cuma

Adaşımın Bir Hikayesi - Berekallah Üstadına

Bağdad xelifesinin qardaşı Behlul Danende sehrada gezende bir yolcuya rast geldi. Yolcu qabağmda bir yüklü eşşek gedirdi. Behlul bu kişiden xeber aldı:
- A kişi ne satırsan?
Kişi dedi:
- Kişmiş satıram.
Behlul dedi:
- Mene kişmiş ver, evezinde sene hikmet öyredim.
Yolcu dedi:
- Men razıyam.
Yolcu Behlul'a bir qeder kişmiş verdi. Behlul dedi:
- Birinci, bir meclise gedende yerini tanı, sonra otur.
Behlul yene bir az kişmiş istedi ki, ikinci hikmeti öyretsin. Kişi bir iki ovuc kişmiş verib dedi:
- ikincisini öyret.
Behlul dedi:
- Meclisde lazımsız söz danışma.
Yolcu Behlul'un sözlerinden çox razı olub, ona yene bir qeder kişmiş verib dedi:
- Mene yene hikmet öyret.
Behlul dedi:
- Meclisde bir şey isteseler, eğer o şey sende
olsa, telesib onu tez verme.
Bu sözleri Behlul yolcuya dedi, aldığı kişmişi geri qaytardı, özü de yolçuynan bir yerde sehere getdi. Bazarda kişmiş satdıqdan sonra yolcunu evine qonaq getirdi.
Hemin gece de Bağdad xelifesinin evine uzaq yerden qonaq geldiyine göre, Behlul'u da çağırtdırmışdı. Behlul xelifeye cavab gönderdi ki, gelebilmerem, özümün de qonağım var. İkinci defe yene adam geldi, dedi:
Xelife meni gönderdi ki, get qardaşıma de, qonağını da götürüb bize gelsin.
Behlul qonağım da götürüp, xelifenin evine getdi. Birinci defe qapıdan içeri girende, Behlul qonağmı qabağa saldı. Qonaq gördü ki, evde heç kes yoxdu. Düz gedib evin yuxarı başına oturdu. Bunu görende Behlul çox acıqlandı, amma kişiye bir söz demedi. Özü lap qapmm ağzında oturdu.
Beli, aradan bir az keçdi. Xelife, vezir, vekil, böyük adamlar meclise dahil oldular. Her adam
gelende qonaq bir az sürüşdü aşağı, axırda gelib lap qapının ağızında oturdu. Behlul bu işden lap
dibcor oldu. Bir azdan sonra meclise xörekn geldi. Xöreyin yanında narine, turunç, başqa meyveler de vardı. Xörek yeyilib qurtarandan sonra meyve yemeye başladılar. Amma bıçaq tapılmadı ki, meyveleri soyub yesinler. Qonaq yerinde oturabilmedi, ayağa durdu, tez cibinden bıçağını çıxardı. Bıçağın destesi çox bahalı daş-qaşdan bezenmişdi. Bıçaq meclise qoyulan kimi hamının gözü düşdü, elden ele gezdi, axırda xelifenin eline keçdi. Xelife bıçağı zorla almaq istedi. Ancaq bu işe vezir razı olmadı, dedi:
- Bu iş sene yaraşmaz, deyerler xelife zornan kişinin bıçağını aldı. Buna bir hiyle gelmek lazımdı. Vezirler qonağm üstüne düşdüler:
- Sen bu bıçağı haradan almısan? Yerini de. Xezinede çoxlu qiymetli şeyler itib. Bu bıçaq xelifede qalacaq. O biri şeylerin de yerini demelisen. Demesen seni dar ağacından asarıq. Qonaq bu sözleri eşinden kimi rengi saraldı. Az qaldı bağrı çatlasın. Behlul qonağı vezirlerin elinden xilas edib eve getirdi, ona dedi:
- Men sene ne hikmet öyretmişdim? Sen on lara emel etmedin, indi başına bu belalar geldi.
Men sene nesihet eledim, sen qulaq asmadın. Gel sene bir hikmet de öyredim, belke özünü ölümden qurtarabilesen. Seni dar ağacının dibine apardıqları vaxt xelifeden danışmağa izin al. Söz alandan sonra üzünü camaata çevirib degilen:
- Ay camaat, siz de, bu meydana gelen vezir, vekil de bilsin ki, biz iki qardaş idik. Nece ay bun
dan evvel qardaşım ticarete getmişdi. Nece aydı ki, qardaşım ticaret seferinden qayıdıb gelmemişdir. Men qardaşımı axtarmaq üçün sehralara, meşelere düşdüm. Bir gün bir meşeye girdim, gördüm qardaşımın meyiti meşededi. Yaxm getdim, gördüm hemin bıçaq qardaşımm üreyine sancılıb. Meyiti basdıran günden bu güne kimi hemin bıçağı cibimde gezdirerem, her meclisde çıxanb gösterirem ki, görüm sahib duran olar mı. Dünen axşam xelifenin meclisinde oturmuşdum. Yadıma düşdü ki, yene bıçağı çıxarıb meclisin adamlarına gösterim, görüm sahib çıxan olar mı. Xelife bıçağa sahib çıxdı. İndi siz de bilin ki, menim qardaşımm qatili xelife özüdür. Qardaşımı öldürmekle üreyi soyumayıb, menim de dara çekilmeyimi emr eleyib.
Qonaq Behlul'un öyretdiyi sözlerin hamisini dar ağacının altında camaata dedi. Xelife bu sözleri
eşinden kimi gülümsedi, ustadma berekallah deyib qonağı azad eledi.